CDP’nin yeni raporu, su kaynaklarının küresel tedarik zincirleri, ekonomik rekabet gücü ve finansal riskler üzerindeki artan etkisine dikkat çekiyor.
“Su, Ticaret ve Sermaye: Suyun Jeopolitiği, Tedarik Zincirlerini ve Finansal Riski Yeniden Şekillendirmesi” başlıklı yeni rapor, suyun yalnızca çevresel bir konu olmadığını; şirketlerin tedarik zinciri dayanıklılığı, üretim kararları, ekonomik rekabet gücü ve stratejik özerkliği açısından giderek daha önemli bir faktör haline geldiğini ortaya koyuyor.
Rapor, küresel ekonominin uzun ve karmaşık tedarik zincirleri üzerine kurulu olduğunu, ancak bu sistemlerin üretim için gerekli olan su, doğal kaynaklar ve coğrafi koşullara güçlü biçimde bağlı olduğunu vurguluyor. İklim değişikliği, su kıtlığı, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm bu bağımlılıkları daha görünür hale getirirken, su kaynaklarına erişim şirketlerin üretim ve yatırım kararlarında giderek daha belirleyici oluyor.
CDP verilerine göre, şirketlerin su kaynaklı risklerden gelecekte 397 milyar ABD doları tutarında finansal etki beklediği görülüyor. Bu tutarın 45 milyar ABD dolarlık kısmının tedarik zincirlerinin üst aşamalarından kaynaklanması bekleniyor. Buna karşın, CDP’ye su konusunda raporlama yapan şirketlerin yaklaşık üçte biri, su risklerini belirlemek, değerlendirmek ve yönetmek için henüz bir süreç uygulamıyor.
Rapor aynı zamanda su risklerinin yalnızca doğrudan faaliyet gösterilen bölgelerle sınırlı olmadığını, tedarikçi ilişkileri ve ticaret ağları üzerinden farklı coğrafyalara ve sektörlere yayıldığını ortaya koyuyor. 2025 yılında CDP’ye su konusunda raporlama yapan şirketlerin %78’i tedarik zincirlerini haritalandırdığını veya haritalandırmayı planladığını bildirirken, bu şirketlerin dörtte üçü haritalandırmayı yalnızca doğrudan tedarikçilerle sınırlıyor. Bu durum, tedarik zincirlerinin daha üst aşamalarındaki su risklerinin önemli ölçüde görünmez kalmasına neden oluyor.
Öte yandan rapor, suyun şirketler için yalnızca bir risk alanı değil, aynı zamanda önemli fırsatlar sunduğuna da dikkat çekiyor. Şirketler, halihazırda 35 milyar ABD dolarlık suyla bağlantılı fırsatın finansal veya stratejik açıdan önemli etkiler yarattığını bildirirken, gelecekte 925 milyar ABD dolarlık ek fırsat öngörüyor.
Rapor, su kaynaklarının ekonomik değerinin ve stratejik öneminin daha fazla dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, şirketlerin suya olan bağımlılıklarını anlamalarının, risklerini değerlendirmelerinin ve tedarik zincirleri boyunca dayanıklılık geliştirmelerinin rekabet gücü açısından önem taşıdığına işaret ediyor.
Bu küresel tablo, Türkiye’deki şirketlerin su risklerine ilişkin verileriyle de benzerlik gösteriyor. CDP Türkiye 2025 Climate and Nature Report’a göre, Türkiye’de suyla ilgili risklerin belirlenmesi doğrudan operasyonlarda %86 seviyesindeyken, yukarı yönlü değer zincirinde bu oran %10’da kalıyor. Benzer şekilde, şirketlerin suya ilişkin hedeflerinin yalnızca %8’i tedarikçileri kapsıyor. Bu bulgular, Türkiye’de su yönetimi konusunda önemli bir kurumsal kapasite oluştuğunu, ancak su risklerinin tedarik zincirleri boyunca daha kapsamlı biçimde ele alınmasının önümüzdeki dönemin önemli gündemlerinden biri olduğunu gösteriyor.
Su, Ticaret ve Sermaye: Suyun Jeopolitiği, Tedarik Zincirlerini ve Finansal Riski Yeniden Şekillendirmesi raporuna ulaşmak için tıklayın.