CDP’nin, çevresel raporlama ve eylemin şirketler için yarattığı ekonomik değeri ortaya koyan yeni raporu “Disclosure Dividend 2026” yayınlandı.

11 binden fazla şirketin 2025 yılı CDP raporlamalarından elde edilen verilere dayanan rapor, çevresel risklerin giderek büyüdüğü ve küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde şirketlerin çevresel verileri karar alma süreçlerine entegre ederek önemli finansal faydalar elde ettiğini gösteriyor.

Rapora göre, çevresel risklere karşı alınan önlemlere yapılan her 1 ABD doları yatırım, ortalama 8 ABD doları getiri sağlıyor. Emisyon azaltım projeleri ise yatırım yapılan her 1 ABD doları karşılığında ortalama 2,4 ABD doları geri dönüş yaratırken, bazı projelerde bu oran 7 ABD dolarına kadar çıkabiliyor.

Raporun dikkat çeken bulgularından biri de çevresel risklerin şirketlerin finansal performansı üzerindeki etkisinin giderek daha görünür hale gelmesi. Şirketler, 2030 yılına kadar çevresel risklerden kaynaklanan kümülatif kayıpların 1,24 trilyon ABD dolarına ulaşabileceğini öngörüyor. Bu durum, çevresel risk yönetiminin artık yalnızca sürdürülebilirlik gündeminin değil, kurumsal dayanıklılık ve uzun vadeli değer yaratımının da temel unsurlarından biri olduğunu ortaya koyuyor.

Disclosure Dividend 2026 ayrıca CDP’ye raporlama yapan şirketlerin iklim geçiş risklerine karşı daha hazırlıklı olduğunu gösteriyor. CDP ve ICE tarafından gerçekleştirilen analiz, CDP’ye raporlama yapan şirketlerin 2050 yılına kadar benzer şirketlere kıyasla yaklaşık %35 daha düşük geçiş riski taşıdığını ortaya koyuyor. Bu fark, toplamda 1 trilyon ABD dolarından fazla kurumsal değerin risk altında olmaması anlamına geliyor.

Rapora göre şirketler çevresel riskleri daha kapsamlı değerlendirmeye başlıyor. 2018 yılında şirketlerin %46’sı önemli çevresel riskler belirlerken, bu oran 2025 yılında %80’e yükseldi. Aynı dönemde çevresel risk değerlendirme süreçlerine sahip şirketlerin oranı da %59’dan %88’e çıktı.

CDP’nin Disclosure Dividend 2026 raporu, çevresel verilerin yalnızca raporlama amacıyla değil; riskleri yönetmek, maliyetleri azaltmak, yatırımcı güvenini artırmak ve rekabet avantajı yaratmak için stratejik bir araç olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre çevresel liderlik, şirketler için artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve dayanıklılık stratejisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.

 

Rapora ulaşmak için lütfen tıklayın